İŞLERWORKS

KORE SAVAŞI ANMA ALANI

Yarışma | 2019


Mert Uslu Mimarlık ile Can Gündüz ortaklığında hazırlanan yarışmanın mimari raporu; Cismi toprağına, toprağı toprağına karışmış... Toplumsal-aşırı ve Olağanüstü bir Coğrafi Deneyimin Bellek Mekânı 1:: Aralıkta bir savaş :: Aralıkta bir yerleşim :: Aralıkta bir bellek mekânı :: :: Aralıkta bir savaş :: Kore Savaşı, Türkiye Cumhuriyeti’nin 20. yüzyıl savaşlar geçmişindeki tarihsel yeri ve toplumsal bellekteki yansımaları bakımından, özellikle de İstiklal Savaşı gibi savaşmanın neden ve sonuçlarının toplumsal bellekte alabildiğine meşrulaştığı bir savaşla kıyaslandığında oldukça “aralıkta bir savaş” olarak karşımıza çıkar. Kore Savaşı, o kadar “aralıkta” bir savaştır ki, üç yıl süren çatışma halini takiben 1953 yılında gerçekleşen bir anlık ateşkes sonrasında “resmi savaş hali” teknik olarak devam etmesine karşın, gerek dünya kamuoyunca, gerekse savaşan taraflarca unutuluşa bırakılmış, neredeyse savaşıldığı unutulmuştur. Geçtiğimiz 2018 yılının Nisan ayında Kuzey Kore ve Güney Kore liderleri Kore Tarafsız Bölgesi’nde bir araya gelmiş ve sonunda, ateşkesin 65. yıldönümünde taraflar Kore Savaşı’nın resmen sona erdiğini bildiren barış antlaşmasını imzalamışlardır. Kore Savaşı, bu nedenle de “aralıkta bir savaş”tır, çünkü 1953 yılından bu yana çatışmasızlıkla geçen onca zamana karşın, geciken barış nedeniyle savaşa katılan toplumlar nezdinde, “savaş hali”nin anlamlı bir biçimde sonlandığı hissi (sense of closure) bir türlü gelmemiş, “geçmiş” geçememiştir. Türkiye’nin Kore Savaşı’na katılmış olması, dönemin pragmatik siyasi çıkarlarına hizmet etmiş olmanın ötesinde, sembolik yüklerinden arındığında yalın hakikatine kavuşan her “olay” gibi, yalnızca kendisini temsil edebilmesine izin verildiği ölçüde, çok katmanlı tarihsel bir “olay”a dönüşebilmenin imkanlarını keşfedecek ve “geçmiş”, toplumun kültürel belleğinde, güncelle kurduğu özgün bağlarla birlikte özgürleşecektir. :: Aralıkta bir yerleşim :: Lüleburgaz, Kore’ye ilk askerin gönderildiği ve büyük kayıplar vermiş olan 241’inci Piyade Alayı’na ev sahipliği yapan yerleşim yeri olması nedeniyle, 65’inci Mekanize Piyade Tugayı Yerleşkesi içinde Kore Savaşı üzerine bir “Askeri Müze”ye yıllarca ev sahipliği yapmıştır. Ancak, bugün, bu yarışma vesilesiyle Lüleburgaz’da Kore Savaşı üzerine bir “kent müzesi” oluşturulması niyetinin Lüleburgaz açısından anlamı, savaşa gönderilen ilk askeri birliğin “adresi” olmanın ötesinde aranmalıdır kuşkusuz. Ne de olsa Kore Savaşı coğrafyası, Trakya ve Anadolu’nun hemen her köşesinden insanımızın, yerinden yurdundan binlerce kilometre uzak topraklara, günlerce süren bir yolculuk sonunda vardığı; dilini, huyunu, otunu, suyunu bilmediği gönüller arasında, savaş ve ateşkes koşullarında bulunduğu (çatıştığı, esir düştüğü, sağ kalıp yurduna döndüğü, kalıp yuva kurduğu) ve pek çoğunun yaşamını yitirerek cismi toprağına karıştığı “toplumsal aşırı bir yerellik” ve “olağanüstü (çok katmanlı) bir otokton-oluş” deneyiminin mekânıdır. Kabul edilmelidir ki, Lüleburgaz yereli, silahlı çatışmanın “can alıcı” gerçekliği söz konusu olduğunda, Cumhuriyetimizin kurucu geçmişinin ayrıcalıklı anlarının sahnesi bir Çanakkale ya da yakın geçmişimizdeki Orta Doğu çıkışlı savaşların yerelimizdeki tramvatik yansımaları kadar “yüklü” bir toplumsal deneyime konu olmuş bir yerleşim yeri değildir. Tersine, tam da ulus-devlet geçmişinin tüm bu aşırı kodlanmış, ağır sembolik yüklerinden azade bir kent olması bakımından Lüleburgaz, “toplumsal-aşırı bir otokton-oluş” deneyimine adanmış bir toplumsal bellek mekânı vesilesiyle, belki de örselenmiş bir toplumsal barış duygusunun yeniden çatılabilmesinin imkanlarını keşfetmeye hazır ve mutevazi bir biçimde yatkın bir yerleşimdir. Özellikle, Lüleburgaz Belediyesi’nin “nitelikli bina, nitelikli kurum” denklemiyle, çoğunluğu yarışmayla elde edilmiş projeleri yakın zamanda peş peşe hayata geçirdiği kentte, mimarlık kültürünün gelişmesi için çabalayan bir yönetim anlayışının varlığı da göz önünde bulundurulduğunda, ulusal ve uluslararası ölçekte karşılık bulacak bir mekânsal-kurumsal önerinin tüm zorluklara karşın hayata geçebilme umudunun yeşerdiği bir “somut ütopya” mekânıdır Lüleburgaz. :: Aralıkta bir bellek mekânı :: Askeri birliklerin sınırları içinde yer alan “askeri müze”lerin temel amacı askerlere eğitim vermek, birlik ruhunu (esprit de corps) yüceltmek ve anma ortamları sunmaktır. Bu tür müzelerin sergileri, genellikle askeri arkaplandan gelen bir “küratör” tarafından, savaşın hemen ardından edinilip sonlandırılmış “kapalı” bir koleksiyon ile (Alay Komutanlığı’na görev döneminde verilmiş madalyalar, savaşa ait fotoğraflar, gazeteler) söz konusu ulus-devletin resmi tarih anlatısıyla uyumlu mesajlar içerecek biçimde oluşturulurlar. Askeri belleğin, toplumsal belleğin bir boyutu olarak görülmeye başlanmasıyla birlikte, askerlik ve savaşlar sırasında yaşanmış toplu ve bireysel deneyimlerin toplumun geneline “sivil” bir duyarlıkla aktarılması ihtiyacı doğmuştur. Önerimiz, yarışmaya konu olan anma alanıyla birlikte mevcut askeri müze koleksiyonunun taşınacağı ziyaretçi merkezinin yeni yerinin de iki askeri alan arasında ve hali hazırda Milli Savunma Bakanlığı’na tahsisli bir arazide yer alıyor olma durumunu göz önünde bulundurarak, yeni mekânsal-kurumsal organizasyonun belki de en önemli vizyonunu, genel olarak içine kapalı ve “toplum-dışı” kalmış bir bellek tipinin, Kore Savaşı özelinden hareketle, toplumsal belleğe dahil olabilme koşullarını araştıracak “aralıkta bir bellek mekânı” olarak tespit etmektedir. Önerimizin merkezinde yer alan, insanımızın Kore Savaşı coğrafyasında (kâh şehit düşerek, kâh yerleşip hayat kurarak) toprağına karıştığı bir olağanüstü otokton-oluş deneyiminin izini sürme fikri, bu noktada savaş olgusunun geniş toplum nezdinde özdeşleştiği çatışma koşulları kadar, askerlik kurumunu Kore’de oluşturan askeri-toplumsal örgütlenmenin gündelik hayatının “toplum-içi” ve “toplum-dışı” veçhelerinin birbirine içkin katmanlarının araştırılmasına yönelir. Örneğin, ekip olarak görüştüğümüz, ateşkesi takip eden dönemde Kore’de bir yıl yedek subay olarak bulunmuş bir askerin anlattıklarını dinlediğimizde, hafta sonları Seul’e yapılan ziyaretler dışında büyük oranda tatbikat ve alay temizliğiyle geçmiş, şaşırtıcı derecede “olağan” bir askerlik hikayesiyle karşılaştık. Diğer yandan, sıradan bir askerlik anlatısının onca yıl sonra bile akılda kalabilmiş olan banal detaylarında, tam da gündelik askeri sosyal örgütlenmenin her an çatışma haline geçmeye yönelik bir uyanık kalma halinin bulunduğu fikri de kendini hissettirir. Askeriye, gündelik toplumsal organizasyonunu, “sivil” toplumsal bakış açısından oldukça karşı-sezgisel pek çok rutin, alışkanlık ve gelenekler (tatbikatlar, itaat ve eşbiçimlilik takıntısı, üniformalar, emir-komuta’ya bağlı doğrudan iletişim biçimi) aracılığıyla düzenlerken, aslında paradoksal bir biçimde, şiddetin insanın toplum-sezgisel doğasına aykırı olduğu varsayımıyla hareket eder. Bu bakımdan ziyaretçi merkezinin askeri müzeden devraldığı koleksiyondaki nesne ve belgeler, yeni bir küratöryel strateji doğrultusunda genişletilerek askeri kuvvetlerin Kore’de kaldığı farklı zaman dilimleri boyunca (sıcak çatışma dönemi, ateşkes dönemi) oradaki gündelik hayatına, toplumsal yaşama dahil olma biçimlerine dair gündelik nesnelerin elde edilmesine odaklanılarak, askeri hayatın “içi” ve “dışı” kategorilerinin sorunsallaştırıldığı bir küratöryel yaklaşım geliştirilebilir. Bu tür bir koleksiyonun elde edilmesine yönelik olağanüstü bir fırsat, Kore Savaşı cephesinden gelen oldukça güncel bir haberle yakalanmış gözükmektedir. Bu haber doğrultusunda geliştirilebilecek kurumsal vizyon önerisi aşağıda geniş bir biçimde anlatılmaktadır. Diğer yandan, Anma Alanı ve Ziyaretçi Merkezi’nin, Kore Savaşı hakkında anma ve bilgi edindirme deneyimlerinin gündelik toplumsal belleğe açılabilmesi adına atması gereken belki de en önemli adım, etkinlik programının anma törenleri ve sergi ziyaretleri dışında nasıl çeşitlenebileceği üzerine farklı stratejiler geliştirmek olmalıdır. Bu hedefe yönelik en etkin yaklaşım olarak, kentte bulunan her yaştan eğitim kurumlarının (ve beledi “akademi”lerin) Merkez’in açık ve kapalı alanlarını farklı eğitsel atölyeler (ilköğretim düzeyinde “uzak savaşların çocuklarına mektup yazma atölyeleri”, başta üniversite öncesi eğitim ölçeğinde düzenlenecek “seramik atölyeleri”) için kullanabilecekleri bir mekân olarak sahiplenmelerinin sağlanması önerilmektedir. 2:: Cepheden gecikmeli bir haber var! :: Kore Savaşı coğrafyası, Trakya ve Anadolu’nun hemen her köşesinden insanımızın, yerinden yurdundan binlerce kilometre uzak topraklara, günlerce süren bir yolculuk sonunda vardığı; dilini, huyunu, otunu, suyunu bilmediği gönüller arasında, savaş ve ateşkes koşullarında bulunduğu (çatıştığı, esir düştüğü, sağ kalıp yurduna döndüğü, kalıp yuva kurduğu) ve pek çoğunun yaşamını yitirerek toprağına karıştığı “toplumsal aşırı” ve “olağanüstü (çok katmanlı)” bir coğrafi deneyimin (otokton-oluş) bellek mekânıdır. Önerimiz, kelimenin düz ve olağanüstü anlamıyla “cismi Kore toprağına karışmış” insanımızı ve yakınlarını çok yakından ilgilendiren oldukça güncel, ancak bir o kadar da gecikmeli bir “cepheden haber”den ilham alır. Milliyet Gazetesi’nin 19 Kasım 2018 tarihli bir haberine göre 1950-53 yıllarında Kore Savaşı’nda hayatını kaybeden ve cenazeleri Kuzey Kore tarafında kalan 321’i şehit, 166’sı kayıp 487 asker için Türkiye’nin yaptığı girişimler sonucu Güney Kore, DNA testi yapma sorumluluğunu üzerine alarak, şehit ve kayıp askerlerin yakınlarından alınacak DNA örneklerinin kendilerine ulaştırılmasını istemiştir. Dolayısıyla, önümüzdeki yıllarda, Kore Savaşı coğrafyasında “cismi toprağa karışmış” insanımızın toprak altındaki beden kalıntılarına ulaşılarak kimliklerinin teşhis edilmesine yönelik bir ‘askeri-arkeolojik’ araştırma sürecinin Güney Kore sorumluluğunda yürütülmesi söz konusudur. Unutuluşta geçen onca yılın ardından gelen bu olağanüstü gelişmenin, Kore Savaşı’nda yitirdiğimiz askerlerin yakınları açısından taşıdığı anlamın tarifi olmasa gerek. Diğer yandan, Kore Savaşı’na ilişkin müzecilik ve koleksiyon geliştirme girişimleri gündemi açısından da Kore’de yürütülecek olası ‘savaş arkeolojisi’ pratiklerinin farklı disipliner yaklaşımlar nezdinde önemli sonuçlar doğurması beklenmelidir. 65. Mekanize Tugayı içindeki mevcut askeri müzeden devir alınacak koleksiyonun yetersizliği göz önünde bulundurulduğunda da, yeni bir kurumla birlikte oluşturulacak yeni koleksiyon geliştirme süreçlerinin ve küratöryel stratejilerin, önümüzde serimlenecek bir savaş arkeolojisi gündeminde kendine yer edinmeye çalışması kaçınılmaz gözükmektedir. Askeri teknik anlamıyla ve gündelik savaş pratikleri bakımından savaş esirlerine ve savaşta şehit düşen askerlere uygulandığı biçimiyle oldukça olağan bulunabilecek bir “vatanına geri gönderme” (ing. repatriation) işlemi, Kore Savaşı gibi “barış”ın gecikmeli (“ateşkes”ten ancak 65 yıl sonra) geldiği gerek zamansal, gerekse mekânsal bir “uzak savaş” söz konusu olduğunda, askeri teknik anlamının ötesine geçerek, belki de ancak müzebilimsel pratiklere içkin kavramsal yaklaşımlarla hakkı verilebilecek çok katmanlı bir lojistik sürece işaret etmeye başlar. Projemiz, insanımızın “cisimlerinin” Kore‘de karıştığı topraktan çıkıp, Türkiye’de üzerindeki Kore toprağıyla birlikte yeniden toprağa karışacağı bu olağanüstü lojistik sürecin küratöryel elleçleme müdahaleleri eşliğinde gerçekleştirilmesini ve olası koleksiyon edintileriyle birlikte sergilenmek üzere, bizzat bu sürecin kurgusunun kapalı sergi alanının mekansal ve de tektonik-dizinsel (indexical) kuruluşunu örgütlemesini önermektedir. Mekansal ve de tektonik-dizinsel (indexical) fikrimizi örgütleyen kavramsal yaklaşımın imkanlarına işaret etmek için açımlanan öneri lojistik süreç ifadesini beş katmanda bulur: 1.Katman:“Toprağa karışmış cisme (meçhul asker) erişme”: Arkeolojik bir titizlikle yürütülmesi gereken, kemiklerin ve şavaşa dair bilumum nesnenin toprak altından çıkarılma süreci. 2.Katman:“Tekno-bilimsel ve askeri-hukusal adlandırma”: DNA eşleme işlemlerine dayalı tekno-bilimsel bir “kimlik teşhisi” süreci sonrasında gerçekleştirilen askeri-hukusal işlemle buluntuların “şehit cenazesi” olarak ilan edilme süreci. 3.Katman:“Elleçleme/Yolculuk”: “Şehit cenazesi”nin ve diğer buluntuların Türkiye’ye taşınma süreci. Bu yolculuğun su yoluyla gerçekleştirilmesi, Kore Savaşı’nda izlenen Türkiye-Kore rotasının ters yönde katedilmesi ve bu sürecin videoyla kayıt altına alınması önerilmektedir. 4.Katman:“Toprağın Toprağa Karışması/Kavuşması”: “Şehit cenazesi”nin askeri törenle toprağa verilme süreci, aslında Kore Savaşı coğrafyasının toprağının da cenazelere ait beden kalıntılarıyla birlikte Türkiye toprağına, dolayısıyla, yalnızca “cismin toprağa” değil, toprağın da toprağa karıştığı toplumsal-aşırı ve çok katmanlı bir belleğe açılma sürecidir. Bu süreç sergide iki ülke toprağının birlikte tematize edileceği sunumlara yer verebilir. Önerilen lojistik sürece ek olarak, önerdiğimiz binanın yapımında kullanılacak sıkıştırılmış toprak katmanları farklı kriterlerle elde edilebilir: 1. Olağan Ekolojik gündem: Ekolojik gündem açısından yapının karbon ayak izinin en düşük seviyede tutulabilmesi adına, yapının inşa edildiği arazinin kendi temel kazı hafriyatından çıkan toprak başta olmak üzere, araziye yakın yerleşimlerdem 2. Olağanüstü gündem: Kore’den ve Türkiye’nin farklı illerinden getirilmesi. 5.Katman:“Bellek-bilimsel müdahaleler”: Buraya kadar dört katman halinde tarif edilen ara-süreçlerin, kendi içlerinde bellek-bilimsel bir hassasiyet gerektirmedikleri düşünülebilir. Ancak, bu süreçlerin aynı zamanda bir bellek geliştirme sürecine (toplama, sergileme, saklama, kataloglama ve yayınlama pratiklerine) hizmet etmeleri söz konusu olduğunda, her birinin yapılma biçimine farklı müdahalelerin eşlik etmesi söz konusu olacaktır. 3.Katman için önerildiği gibi her aşamanın doğasına özgü kayıt teknolojilerinin devreye sokulmasıyla elde edilecek bir görsel-işitsel arşiv bile, oluşum sürecindeki bir bellek-mekanının koleksiyonuna paha biçilmez bir katkı sunabilecektir. Dolayısıyla, 5. katman, diğerlerinden ayrı, münferit bir katman değil, tüm katmanların üst üste bindirilerek sıkıştırılmalarıyla yekpare bir biçimde işleyecek “toplumsal-aşırı” ve “olağanüstü (çok katmanlı)” bir bellekleştirme katmanıdır. Öngörülen lojistik süreç doğrultusunda önerilen kapalı sergi mekanı düzenlemesi için bkz. aşağıdan No.5 Bilgi Siperleri Deneyim-Dolaşım Şeması. 3:: Bellek sanatının aracı olarak sıkıştırılmış toprak duvarın mekansal ve tektonik-dizinsel örgütlenişi :: Sıkıştırlımış Toprak Duvar, otokton bir kültürel teknoloji biçimi olarak sıkıştırılmış toprak tekniklerinin modernizasyonu ile birlikte, bir yandan sıklıkla karıştırıldığı kerpiç duvarlara dair ön yargıları (deprem dayanıklılığı, yağmura bağlı yüzey erozyonu, olumsuz hava koşullarına bağlı yalıtım sorunları) geride bırakmayı başarmış, diğer yandan da, son yirmi, otuz yıldır dünyanın gelişmiş ülkelerinde şahit olduğumuz nitelikli ve büyük ölçekli mimari uygulamaların hızla çoğalmasıyla birlikte, geleneksel çağrışımlı bir niş yapım sistemi olarak algılanmaktan çıkmıştır. Buna karşılık, sağlamlaştırılmış ve yalıtımla deteklenmiş haliyle halen büyük oranda yerel kaynaklara dayanan yapım sistemi ve hassas kültür/sanat ürünlerine ev sahipliği yapan mekanlarda giderek daha fazla tercih edilmesine yol açan yapı fiziği davranış özellikleri nedeniyle modern sürdürülebilir mimarlık gündemine taze bir soluk getirmiştir. “Sıkıştırma” edimi duvarın bir yandan somut yapım sistemine, diğer yandan da Kore Savaşı'nı farklı hatırlama sanatı pratikleriyle ele alacak olan bir kurumun taşıyıcı, “beden” duvarları arasında dolaşanlarına önerdiği “geçmişin katmanlarıyla temas hali”nin genel estetik ve tektonik-dizinsel ifadesi olarak işler. Rüzgar gülünün, rüzgarın hem yönünün, hem de rüzgarla temas halinin göstergesi olması gibi; dumanın, hem bir yerlerde ateş yakıldığının göstergesi, hem de bizzat yanan cismin bir hali olması gibi, sıkıştırılmış toprak da hem Kore Savaşı'ndaki yitişi imler, hem de o yitişin ta kendisiyle (“cisimleri toprağa, toprağı toprağına karışmış...”) doğrudan bir temas halini, temasın izini (geçmiş) ve hatta bu izi inşa etmekte olduğunu (gelecek) imler. Anlatının yanlızca anlatıldığında varolması gibi sıkıştırılmış toprak da kendisi dışında bir kavramla herhangi bir temsil ilişkisi kurmayı reddeder. Aktarılması söz konusu olan şey “bellek” olduğunda, “kategorik deneyim” (tarihsel bilgiye dayalı) “görgül/estetik deneyim”den nasıl ayrılamıyorsa öyle, “mimari dolaşım” şemasının “yürüme” edimiyle ilişkisinde olduğu gibi. Projemizde dolaşımın sıkıştırılmış toprak duvarlarla ilişkisinde önerdiği ve yürüme edimiyle aktüelleşen deneyimleme biçimleri, farklı tektonik-dizinsel kategorilere karşılık gelirken, yürüme esnasında gerçekleşen dönüşümler, “unutma”nın “hatırlama”ya nasıl da içkin olduğunu sergiler. 1::AÇIKLIĞIN ORTASINDA OLAĞANÜSTÜ KARŞILAŞMA CEPHESİ::Araziye araçla yaklaşımda duvar, mimari bir yapı bileşeninden çok, zamansal bir peyzaj, doğal bir çevre içerisinde beliren karşı-sezgisel bir duyusal unsur, atektonik bir leke olarak deneyimlenir. Araziye girildiğinde ve araçtan inildiğinde bile hâlâ varılmış olan bir mahal ya da bir bina söz konusu değildir. Kayda değer yüksekliği ve uzunluğuna karşın, toprak üzerindeki doğal yaşam hareketliliğinin kesintiye uğratmadan hafifçe yerden yükselen ve arazi sınırından olabildiğince geriye çekilerek saf bir yaklaşım açıklığı bırakan duvar, yürümeyi yalnızca sergi alanının değil, tüm projenin kurucu, keşfedici edimi olarak bellediğini baştan ilan eder. Cephenin geriye çekilerek yarattığı alan derinliği, bir bakıma Kore Savaşı’nın toplumsal bellekteki gecikmişliğini dolaşım düzleminde sorgular. Ardında yer alan mekansal düzenlemelerin ziyaretçi tarafından henüz en baştan “açık vs. kapalı”, “anma vs. bilgilenme” gibi ayrık kategoriler/alanlar olarak alımlanmasının da önüne geçerek, tarihsel bilginin koşullandırdığı kategorik deneyimi olabildiğince erteler. Bu kategorilere karşılık gelen mekansal düzenlemeler ancak giriş yırtığından gecikmeli bir geçişle birlikte alımlanmaya başlar. 2::MASİF YIRTIK::Olağanüstü Karşılaşma Cephesi’nden giriş yırtığına doğru yaklaşıldıkça, duvarın cepheden sahip olduğu düzlemsellik yerini giderek kalınlığını gösteren, sıkıştırılmış topraktan inşa edilmiş, çok katmanlı, masif bir “beden duvarı”nın tektoniğine bırakır. Ancak, masifliğini yadsıyan bir biçimde “yer”den kopmuş olan duvar, yüzünü “yerel” ile fenomenolojik hesabın ötesine, Kore Savaşı coğrafyasında insanımızın deneyimlediği “olağanüstü otokton-oluş” ufkuna çevirir. Önerimiz bu bakımdan, olağan yerellikle özdeşleşmiş “sürdürülebilir” bir malzeme olarak sıkıştırılmış toprağın temsil ettiği tüm olumlu anlamları kucaklamayı önemsemekle beraber, yalnızca bu gündeme yerleşmez. Havada asılı “yerleştirme” duvar, konunun barındırdığı gerçeklik katmanlarına, cephe ve geçmişle olan ölçüsüz mesafeye gerçekleştirilecek öğretici bir ziyaretin karşılayıcı ve kurucu öğesi olarak sunulur. 3::AÇIK VE KAPALI İŞLEVLERİN OLAĞANÜSTÜ ŞEFFAF İLİŞKİSİ::Yırtıktan girildiğinde bir bina kütlesiyle ya da “içerisi” ve “dışarısı” sert bir biçimde ayrışan bir bina ve peyzaj ile değil, süreklilik arzeden bir peyzaj üzerinde dinamik yatay ve dikey yüzeylerin birbirine değmeden (binerek ya da koparak) ilişkilenmesiyle tanımlanan “olağanüstü şeffaf” açık, yarı-açık ve kapalı mekanlarla karşılaşırız. 4::IŞIKLA YIKANAN GİRİŞ VE “ŞİMAL YILDIZI” ÖĞRENME AKSI::Ziyaretçi Merkezi binasına girildiğinde bizi kuzey (şimal) yönünde boylu boyunca uzanan bir yırtıktan mekana dolan ışıkla yıkanan geniş bir hol karşılar. Giriş holü kuzey yönünde geçici sergi ve kütüphaneye ve ardında bellek nehrine erişim sağlayarak uzanan “şimal yıldızı” öğrenme aksına bağlanır. Kapalı alanda yanlızca sergi ve bilgi edinme mekânlarını oluşturan cidarlarda kullanılan masif sıkıştırılmış toprak duvarlar ziyaretçiyi kendisini ilgilendiren mekanlara yönlendirir. Şeref salonu giriş holünün doğu yönünde anma alanını görebilecek biçimde konumlanmıştır ve hemen karşısında yer alan kafeteryadan hizmet alabilmektedir. 5::BİLGİ SİPERLERİ:: A. Kore’de “cisimleri toprağa karışmış” insanımızın Türkiye-Kore arasındaki protokol ile “vatana geri getirilme” (repatriation) sürecine ilişkin raporda açımlanan olağanüstü lojistik süreç kalıcı sergi mekanının mekansal ve tektonik-dizinsel kurgusunu oluşturur. Giriş holünden kapalı sergi alanına yaklaşımda toprak duvarın kesintiye uğrayarak şeffaflaştığı bir anda, arkasındaki “meçhul asker yerleştirmesi” kumlu cama belirsiz bir silüet olarak düşerek “Toprağa karışmış cisme erişme” aşamasında bulunduğumuzu imler. B. Kapalı sergi salonuna girdiğimizde, masif duvarların mekân yüksekliği boyunca birbirine yakınlaşmasıyla önerdiği kuşatıcı tektonik deneyim, bir yapı bileşeninkinden çok kazılarak boşaltılmış toprak bir hacmin, ifşa ettiği katmanlarına temasla bilgilendiren toprak bilgi siperlerinin deneyimidir. Bu noktadaki düzenlemeler, önerilen lojistik sürecin “tekno-bilimsel ve askeri-hukusal adlandırma” aşamasına paralel olarak gerçekleştirilir. C. Girince sağda kalan doğu duvarı, göz hizasındaki farklı tondaki bir sıkıştırılmış toprak katmanını Kore Savaşı’nın kronolojik anlatımının yer aldığı bir zaman çizelgesine ayırır. Sergi, duvarın bir katmanını grafik olarak kendileyerek duvarın önceki alımlanma biçimlerini unutturan yeni bir tektonik-dizinsel deneyim önerir. Duvar, zaman çizelgesine eşlik eden küçük panolar dışında sergi yüzeyi olarak kullanılmaz. D. Mevcut koleksiyondaki tüm malzeme ortada, etrafında dolaşılan, göz hizasınının altını ve üstünü kullanan hacimli bir düzenekte sergilenir. E. Holün kuzey aksının sonuna yaslanan kapalı alan görsel-işitsel gösterimlerin yer alacağı bir mekandır. Kore Savaşı’nın tarihine ve yukarıda değinilen lojistik süreçteki aşamalara dair belgesel yapımlara burada yer verilebilir. F. Son olarak ilk sergi holünün ışıkla yıkanan batı duvarının sonuna geldiğimizde masif duvar şeffaflaşarak içindeki boşlukta beyaz bir tülün hafifçe salındığı “barış dönemeci”ne dönüşür. Bu yerleştirme, sergi alanının dolaşım şeması, anlatı akışı ve sergileme formatı için önerdiği kategorik ve duyusal-deneyim birlikteliğini imler. Dönemeç dönüldüğünde, kuzeydeki bellek deresi yönünde ışıkla yıkanan “yolculuk” holüne ulaşılır. G. Su yolculuğunu merkeze alan “yolculuk holü”, Kore Savaşı’nda izlenen Türkiye-Kore deniz rotasına, kullanılan gemilere dair görsel ve maketlere yer verir. Mekanın kuzey bitişiğindeki şeffaf dış cephede zemin su öğesiyle devam ettirilerek “yolculuk” holünün bellek deresine olan bağı deneyimde pekiştirilir.H. Sergi holüne güney yönünde devam ettiğimizde yeni bir sergi hacmi ile karşılaşırız. Bu hacim, önerilen lojistik süreç doğrultusunda iki ülke toprağının birbirine karıştığı deneyimleri önee çıkaran anlatılara yer verebilir. I. Bu hacmin ardında, bakışımıza yakalanan “meçhul asker yerleştirmesi” cismin ismine, toprağın toprağa kavuşması umudunu imler.J. Tüm sergi dolaşıldıktan sonra çıkışta geçilen koridor, sıkıştırılmış toprakla yakın ve doğrudan bir temasla “beden duvarı” niteliklerini ziyaretçiye duyusal olarak hatırlatır. 5.5 metre yüksekliğinde ve 60cm kalınlığındaki bu duvarın, ısı değişkenliklerini dengede tutarak iç mekânda önerdiği ısıl rahatlık, sergi mekanlarının mekanik denetiminin sağlanmasında üstlendiği önemli rol (kışın ısıyı muhafaza eder, yazın ise sahip olduğu hatırı sayılır ısıl kütle sayesinde binanın toprak altındaki bir mahzen serinliğinde kalmasını sağlar) son bir kez hatırlanır. K. Kapalı sergideki bilgi edinme deneyimi sonrası tekrar ana hole bağlanılarak, öğrenme aksının önerdiği programlara yönelinir. L. Kapalı sergideki bilgi edinme deneyimi sonrası kafeteryada dinlenilebilir ya da anma alanı ve koruda dolaşmaya çıkılabilir. 6::TOPRAKTAN ÖĞRENME ATÖLYELERİ:: Kentte bulunan her yaştan eğitim kurumlarının (ve beledi “akademi”lerin) bu alanda toprak temelli eğitsel atölyeler (ör.seramik atölyeleri) yer alabilir. 7:: BELLEK DERESİ:: Öğrenme aksının sonlandığı bellek deresi kıyısı, hatırlama ve unutuşun hayatın akışına içkin dinamikler olarak kavrandığı bir eğlen-dinlen alanıdır. 8::ANMA VE BARIŞ ÇATKISI:: Anma Alanı Ziyaretçi oturma alanının betonarme üst örtüsü, tören meydanının üstünde yerini metal kirişlerden oluşan heykelsi bir barış çatkısına bırakır. Bu mekanda ayrı bir heykel önerilmezken, metalin tüm projede yanlızca burada yoğun bir biçimde kullanımı, üst örtü ve çoklu taşıyıcı dikmelerin sanki savaşta kullanılan silahların eritilmesinden elde edilmiş bir çatkıymış gibi alımlanmasını önerir. 9::UNUTMA VE HATIRLAMA KORUSU:: Gerek Zİyaretçi evindeki tur sonrası, gerekse anma alanındaki bir etkinlikten sonra dahil olunabilecek koruluk, zeminde yer alan alana paralel şeritler üzerinde Kore Savaşı’nda yitirdiğimiz insanlarımızın isim ve memeleketlerinin yer aldığı küçük metal plaketlere yer verir. Bu şeritler ve plaketler, yer yer bitki örtüsü tarafından gizlenebilecek kadar peyzajın doğallığı içinde alımlanan bellek öğeleridir. Ziyaret tamamlandığında tekrar AÇIKLIK’a varılarak alandan çıkılır.

Devamını Oku